|
SON DAKİKA
Tekinden Çarpıcı Açıklamalar!
Şimşek'in ağabeyine 'PKK' tuzağı!
Cumhur Başkanı Millileri unutmadı!
Alemleri Çalan Bulundu!
Anadolu İletişim, Ferrari gibi ama kullanacak şoförümüz yok
‘Eskişehir’e Yön Verenler ‘in bu ayki konuğu Anadolu Üniversitesi Basın-Yayın Bölümü Başkanı ve Rektör Danışmanı olan Prof. Dr. Halil İbrahim Gürcan oldu.
Gazetecilerin hocası Prof. Dr. Gürcan ile, bir akademisyen gazetecinin gözünden Eskişehir medyasının sorunlarından internet medyasına ve Türkiye’de ki iletişim fakültelerinin yeterliliğine kadar birçok konu hakkında hoş bir söyleşi gerçekleştirdik. Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü içerisinde yer alan rektörlük binasında gerçekleşen sohbetimizde merak edilen soruları siz değerli okuyucularımız için sorduk.
-Eskişehir medyasını, akademisyen gazeteci olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eskişehir de basın eskide de güçlüydü, günümüzde de güçlü. Eskişehir'de ki medya, gazete olarak baktığımızda yerel basın açısından önemli illerden bir tanesi. Yerel basın açısından Bursa, Adana, Hatay, Samsun, Sakarya gibi önemli iller var. Eskişehir de bu illerin içerisinde yer alıyor. 1900’lü yılların başından beri Eskişehir'de gazetenin çıktığını, hatta milli mücadele de önemli fonksiyonlar üstlendiğini biliyoruz. Burada, milli mücadele döneminde tren vagonlarında gazetelerin basıldığını da biliyoruz. Dolayısıyla Eskişehir'de basın eskide de güçlüydü, günümüzde de güçlü. ![]() Şuanda 8 gazete, 5 ten fazla da internet sitesi mevcut. Gazetelerin, kendi imkânları ile yayın yapmaya çalıştıkları internet siteleri de var. Televizyon olarak baktığımızda pek performanslı çalıştığını söylemek mümkün değil. Kısıtlı imkanlar ile ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar ama program kalitesi açısından baktığımızda yerel düzeyde beklenen kalitede değil.
Medyaya radyolar açısından baktığımızda her kesime yönelik yayın yapan radyolar var. Çoğunluk olarak zaten İstanbul menşeliler. Yerel radyolar, müzik kutusu şeklinde. Açıkçası doğru düzgün bir program yok. Eskişehir'de ki yerel medya portföyü özetle böyle.
Yani 8 gazete, 2 televizyon kanalı, 20 ye yakında radyo var. Okur kitlesi olarak da gazetelerin tirajlarını topladığımızda 20 bine yakın yerel gazete okuru ortaya çıkıyor. Ama yerel olarak Eskişehir de 20 bin okur olduğunu düşünmüyorum. Belki ben yanılıyorumdur ama yaptığımız araştırmalar, gözlemler Eskişehir de yerel basını takip edecek bu kadar kitlenin olmadığını gösteriyor. Çünkü insanlar yerel basına vereceği para ile ulusal basını da takip etme imkanına sahip. Tabi bu yapı içerisinde ulusal bir gazetede Eskişehir’e ilişkin ek çıkarmaya başladı. Eskişehir de ki imkanlarını kullanarak basın sektörüne yeni bir açılım sağlamaya hedefliyorlar. Belki de başka amaçları var. Ama şuanda yerel basın açısından, onunda bir dinamizm kattığını görüyoruz. İleride ne olur bilemeyiz. Buna ilişkin düşünceler yıllar öncesinden vardı. Fakat gerçekleştirilemedi. Her ilde bir ek yayın çıkartma düşüncesi Eskişehir de gerçekleşti ama diğer şehirlerde olur mu olmaz mı bilemiyorum.
-Peki hocam, yerel medya ile iletişim fakültesinin ilişkisi hangi boyutta?
İletişim Fakültesi ve Eskişehir Basını birbirini uzaktan seyrediyor ![]() Açıkçası birbirimizi uzaktan seyrediyoruz. Eskiden de öyleydi şuanda öyle. Uzaktan seyretmenin de gerekçesi şöyle; yerel medyada çalışacak arkadaşlarımıza, yerel medyadaki patronlar teşvik edici, onları ısındırıcı bağlamda yaklaşımları göstermiyorlar. Bir öğrencimize öğle yemeği bile vermiyorlar. Fakülteden gazeteye ulaşım imkanlarını öğrencimiz kendisi sağlıyor. Bu imkansızlıklar çerçevesinde de öğrencimiz bir iki gidiyor ondan sonrada gitmiyor. Şuanda yerel basında kadrolu olarak çalışan ona yakın mezunumuz var. Eskişehir de İletişim Fakültesi mezunu öğrencilerimizin çalışmasını gönlümüz daha çok arzu ediyor. Basın İlan Kurumu’nun, iletişim mezunlarının yerel basında çalıştırılmasına yönelik çalışması var. İnşallah olurda yerel medyada bizim mezunlarımız kendilerinin hak ettiği yerlerde bulunurlar diye umut ediyorum. Ama şuanda görülen, yerel medya sahipleri ile İletişim Fakültesi hocaları ve öğrenciler arasında bir kopukluk var. Biz bu kopukluğu düzeltmek için değişik şeyler yaptık. Onlardan gelen teklifleri değerlendirdik. Fakat, onlar diyorlar ki bize bir grup kurun biz ek çıkarttıralım o öğrencilere. Üç dört tane gazeteden bu teklif geldi. Bir hoca olarak böyle bir grup kurma imkanımız yok. Ancak öğrencileri organize edip, motive edip o gazetede o işle ilgilenen bir kişinin altında ek çıkartmaları sağlanabilir ama böyle bir grup kurun, işte başında bir hoca olsun gibi şeylere bizim fakültede hiçbir arkadaş sıcak bakmaz. Böyle bir angajmana da girmeyiz. Çünkü bir ek çıkartmak yoğun bir emek sarf etmek demek ve bu işin sürekliliğini düşünmek gerekiyor. Bir hafta çıkartıp bir hafta çıkartmamak hoş olmuyor açıkçası. Bu kapsamda da biz o teklifleri ne yazık ki değerlendiremiyoruz.
Onlarda gelip de mesela bizim fakültemizi ziyaret edip “ Ya siz ne yapıyorsunuz, bize iki tane eleman gönderin” dedikleri de yok. Sadece diyalog içerisinde olduğumuz bazı gazeteci köşe yazarı arkadaşlar var. Bize sayfa tasarımcısı, muhabir lazım dediklerinde bizde öğrenci arkadaşlarımıza söyleyip, gidip konuşmalarını sağlıyoruz o kadar. Aramızdaki ilişki sadece bu kadar. Onlarda mesela şöyle bir şey var; gelelim biz ders verelim, panel verelim gibi. Ama onlara da biz sıcak bakmıyoruz. Çünkü dersin içeriğinin bizim müfredata uygun olması lazım. Anılarda ve yaptıkları işi anlatma boyutunda kaldıklarında, eğitim sürecinde sıkıntılar doğuyor. Bir akademisyen hocanın anlattığını dışarıdan birisinin “Ya onlara inanmayın. Öyle şeyler yok.” diye yalanlamaya gittiğinde öğrenci açısından sıkıntılar yaşıyoruz. Bunu yaşadığımız içinde ne yazık ki ders konusunda yerel basındaki arkadaşlar ile çok iyi diyalog içerisinde değiliz. -İletişim Bilimleri Fakültesinin diğer üniversitelere nazaran konumu nedir?
İletişim bilimleri fakültemiz şuanda Türkiye de en iyi fakültelerden bir tanesi. Yakın bir zamanda Türkiye’nin en büyük İletişim Fakültesi binasına taşındık. Devasa bir bina. İstanbul da böyle bir binada, özel üniversite kurduğunuzda, en az üç tane fakülte, iki tane enstitü olur. Hakikaten, İstanbul Beşiktaş ta ki Bahçeşehir Üniversitesi ne baktığınızda böyle bir binada üç tane fakülte var. Tabi nicelik önemli değil. Nitelik nasıl derseniz, çok büyük yeni binamıza taşındık. Nitelikte en üst sıradayız fakat şuanda 56 tane iletişim fakültesi var. Geçen bir toplantıda sadece İstanbul da on altı tane iletişim fakültesi olduğu söylendi. Fakülteler içerisinde bulundukları rekabet ortamında kendilerini sürekli geliştirerek, eğitim kalitesini, araştırmayı, öğrencilerine sunulan imkanları sürekli geliştirerek çıtalarını yükseltme konumunda çaba sarf ediyorlar. Biz ise bu rekabet ortamında onlar kadar çaba sarf etmiyoruz. Açıkçası lider olmanın verdiği rehavet içerisindeyiz. Ama arkadan gelenler bizi sürekli olarak zorluyor ve belki bu zorlama karşısında en iyi iletişim fakültesi olma ünvanımızı en yakın zamanda kaybedebiliriz. Bu da bir sıkıntı yaratabilir. Fakat şu bir gerçek, dört bölümümüzde de öğretim elmanı olarak sıkıntı yok. Hatta bazı bölümlerde hoca başına düşen öğrenci sayısı Türkiye sıralamasının en üstünde yer alıyor. Bir öğretim elemanına 9.7 öğrenci düşüyor ki bu Türkiye ortalamasında 20 civarında. Bizde bu bakımdan oldukça iyi bir konumdayız. Fakülte olarak yayın sorunumuz yok. Özellikle akademik ilerleme yayın bizim için çok önemli. Akademik bir yayın yapma sıkıntımız yok. Bu konuda gerek dekanlığımız gerekse rektörlüğümüz hazırlanan kitapların biran önce basımı, makalelerin ilgili dergilerde değerlendirilip basılması konusunda her türlü desteği vermekte. -Türkiye’nin en popüler iletişim fakültesinin Anadolu İletişim olduğunu düşünüyor musunuz ?
Anadolu İletişim, Ferrari gibi ama kullanacak şoförümüz yok. ![]() Evet düşünüyorum ama sıkıntılarda yok değil. Aydın Doğan Genç İletişimciler Yarışması’nda iki birincilik, bir ikincilik, iki tanede üçüncülüğümüz vardı. Eski günlerimizi düşündüğümüzde Anadolu İletişim bütün ödülleri siler,süpürür, götürürdü. Geçen senede bu senede ne yazık ki ödül kazananlar listesinde iyi bir performans sergileyemedik. Bu sene Kayseri Erciyes Üniversitesi ödülleri aldı. Bayağı çok, yirmiye yakın ödül aldılar. Geçen sene Erciyes ile Konya Selçuk kapışmış, biz üçüncü olmuştuk. Bu sene herhalde dördüncüyüz. Aydın Doğan her ne kadar eleştirilse de, bazı kesimler tarafından dikkate alınmasa da çok önemli bir şey yapıyor. Mesela bizim Sinema-Televizyon, Aydın Doğan yarışmasına hiç katılmıyor. Çünkü onların öyle bir refleksi var. Yarışma olarak görmüyorlar ama katılınmayan bir ortamda da ödül alınmıyor. Otuz’a yakın iletişimin dekanı oradaydı. On tane rektör vardı. Bakanlar, medya sektörünün özellikle Aydın Doğan grubundaki tüm köşe yazarları tam kadro orada. İstanbul protokolü orada. Sen kabul etmesen de böyle bir ortamda bulunmak gerekiyor. Yani refüze etmek, eserle katılmamak bir tepki değil, olumsuzluk olarak kendini gösteriyor. Basın Yayın Bölümü olarak hep biz götürdük omuzda ama nereye kadar, götüremiyoruz artık. Çünkü 18 tane dal var. Gazetecilik ile ilgili 6-7 tane dal var. Onun haricinde diğer bölümleri de ilgilendiren dallar var. Radyodan bir tane eser ile katıldık, zaten ikinci olduk. Sinema televizyonda yapım yönetim, çizgi film vs. Reklamcılıkta, internet yayıncılığında çok farklı dallar var. Aslında Erciyes’in kazandığını da öğrenci başarısı olarak görmemek lazım. Onlar bir yıl süren bir ekip çalışması ile bu işi götürmüşler ve kazandılar. Kutluyoruz da ama biz en üst seviye olmayı giderek rakiplerimize kaptırmaya başlıyoruz. Teknik olanak bir çözüm değil. Yani senin Ferrari araban var ama sürmesini bilmiyorsun. Hiç bir anlam ifade etmez. Hacı Murat’ın olsun ama iyi sür değil mi. Bizde şimdi Ferrari düzeyinde alt yapı var ama kullanacak şoförümüz yok. Ama bir taraftan yeni kurulan üniversitelere bakıyorsun. Erciyes’in neyi var? Hacı Murat’ı var. Onlarla iş yapıyorlar. -Eskişehir basınının, kamuoyu oluşturma ve gündem belirleme kabiliyeti olduğunu düşünüyor musunuz?
Basının kamuoyu oluşturma gücü diye bir şey olmamalı. Kamuoyunu bilgilendirme gücü olmalı. Çünkü kamuoyu oluşturma dediğimizde yasama, yürütme, yargılama da dördüncü gücü sen alıyorsun ve birinci güç haline getiriyorsun. Bu da dengeler açısından uygun değil. Ama ben Eskişehirde ki yerel basının kamuoyunu bilgilendirme görevini yerine getirdiğini düşünüyorum. Yerel basın açısından yadırgadığım, kabul etmediğim tek nokta yerel gazeteler ulusal haberlere çok fazla açılmaya başladılar. Magazin sayfaları oluşturmaya, İstanbul menşeli cemiyet, sosyete haberleri koymaya başladılar. Bu da gazetecilik açısından bir sıkıntı. Biz yerel gazeteyiz diyorsun ama birinci sayfayı açıyoruz beş,altı tane haber var. İkinci sayfaya geçiyoruz cemiyette kimler neler yapmış, hangi filmde nerede düşmüş bunları okuyorsun. Üçüncü sayfada zaten yine beş, altı tane haber var. Ondan sonra geçiyorsun ulusal haberler. Ajanslardan al, kırp. Zaten onları diğer gazetelerde de okumuş yada daha önceden televizyonda izlemiş oluyorsun. Bu da pek uygun gelmiyor. Ama yerel basın açısında küçük ilanlar önemli. Ama Eskişehir de bir iki gazete haricinde yeteri kadar önemli değil şuanda. Aslında önemli olması lazım. Çünkü modern çağda artık insanlar küçük ilanlar ile evini buluyor, evini satıyor, araba alıyor, satıyor, iş buluyor. Birçok fonksiyonu bu kanaldan yerine getiriyor. Yerel gazeteler açısından buna da bakmakta fayda var. Ama genel olarak kamuoyunu bilgilendirme açısından, yerel medyanın görevini yerine getirdiğini düşünüyorum.
-Size göre Eskişehir medyasının sorunları nelerdir? Eskişehir medya sahiplerine sorduğunuzda “ Para yok. Elimizdeki para ile anca bu dönüyor.” şeklinde ifadeleri var. Gazeteler açısından baktığınızda beş kişilik, altı kişilik bir muhabir kadrosuna belki yaklaşıyor belki de yaklaşmıyor. Onları da asgari ücret ile çalıştırıyorsun. Köşe yazarlarının da ücretleri zaten asgari ücretin biraz üstünde. Ama bir taraftan da sen gazete çıkartmaya devam ediyorsun. Ticarette zarar edilen hiçbir iş sürdürülmez. Gazetelerde yayınını sürdürdüğüne göre bu işten belli oranda kar elde ediyor ya da başka kanallardan kazandığı ile sübvanse ediyor şeklinde düşünmek lazım.
Yerel basın açısından temel sorunu iş gücü olarak görüyorum. Kalifiye elemana, özellikle iletişim fakültesi mezunu arkadaşlara yönelik bir reaksiyon vardı. O reaksiyon, Basın İlan Kurumu’nun gelmesi ile kırıldı şükürler olsun. Ama işgücü olarak sınırlı kadroyla ve sınırlı imkanlarla çalışmaya, ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Teknolojik olarak bir sorunları yok. Kendi matbaalarını kuran gazeteler var. Televizyon açısından sıkıntılar var. Onlarda kendilerini imkanlar dahilinde geliştiriyor, el değiştiriyor. Biri satıyor, öteki alıyor. Şimdiye kadar, 1990 – 1991 yılından bu yana gazeteler, televizyonlar el değiştirmemişti. İki sene içerisinde neredeyse iki televizyonda el değiştirdi. Gazeteler pek el değiştirmezdi, onlar bile el değiştirdi. Bunlar, yerel medyamızda teknolojik olarak bir sorunumuzun olmadığını ama insan kalitesi olarak sorunlarımız olduğunu gösteriyor.
-Peki bu sorunların çözümüne yönelik üniversite olarak projeniz var mı?
Biz dört beş sene önce yerel basın ile ne yapılabilir şeklinde bir iki toplantı yaptık. O toplantıda da “ Bize sayfa yapın, eleman gönderin ama o eleman para istemesin.” şeklinde talepler geldiği için tıkandık ve bunlara yönelik bir geliştirme çabası sarf edemedik. Ya da “Hocalar bize yazı yazsın ama bunu sürekli yapsınlar.” ama bunun bir karşılığı yok. Sürekli bir iş yapıyorsan bunun bir karşılığının da olması gerekiyor. Yerel medyaya sorduğunuzda şuan herhalde hiç biri kar elde etmiyor. Yani bir kazançtan değil, sürekli ceplerinden yiyorlar. Bu durumu geliştirmek içinde fazla bir çaba sarf ettiklerini düşünmüyorum. Mesela reklam açısından baktığımızda, Eskişehir deki reklam potansiyeli ne kadar değerlendiriliyor emin değilim. Ama radyolar bunu iyi kullanıyorlar. Radyonun elemanları gidiyorlar, reklam alıyorlar. Televizyonları tam olarak bilmiyorum ama gazeteler için niye küçük ilanlar efektif olarak değerlendirilmiyor diye de düşünüyorum. İletişim Bilimleri Fakültesi olarak biz onlara bir eğitim semineri yapsak mı diye bir konuştuk bölümümüzde ama katılım olmayacağı, bir reaksiyon ile karşılaşacağımızı ortaya koyduk. Bu tartışmalarımız sonucunda bir sürece başlayamadık ne yazık ki.
-Öğrencilerin gelişimine yönelik yerel medya ile ortak yürüttüğünüz projeler var mı?
Yerel basın ile yürüttüğümüz bir proje yok ama yerel basına yönelik olarak, mesela Basın Yayın Enformasyon ile bazı projeler yapılabiliyor. Özellikle Basın Yayın Enformasyon’un kendi programı dahilinde belli illerde düzenlediği yerel basın eğitim seminerlerine bizden öğretim üyesi arkadaşlar katılıyorlar. Bir dönem Gazeteciler Cemiyeti’nin Kornad Adenuer Vakfı ile düzenlediği eğitim seminerlerine yine bizden arkadaşlar gitmişlerdi. Ama bunlar Türkiye’nin başka illerinde düzenlenmişti. Eskişehir’de de düzenleyelim diye bir teklif geldi o dönemde. Gazeteciler Cemiyeti ve Kornad Adenuer Vakfı, Eskişehir’deki gazeteciler ile görüştüklerinde böyle bir şeyin olumlu olmayacağı, katılımın az olacağı ortaya çıktığı içinde Eskişehir’de düzenlenmedi ne yazık ki. Mesela Basın Yayın Enformasyon’ da değişik illerde yapıyor. Samsun’da, Sivas’ta, Edirne’ de yapıyor ama Eskişehir’de hiç yapmıyor. Çünkü Eskişehir’de gazeteciler bölünmüş durumda. Üç tane farklı dernek var, her biri birbirinden kopuk. Bizim gazeteciler her şeyi biliyorlar ve eğitime ihtiyaçları yok şeklinde imaj sergiliyorlar diye düşünüyorum.
-Sizin fakültenizden mezun olan gazeteciler hangi kurumları tercih ediyor?
Bizim fakülteden mezun olanlar, reklamcılar İstanbul’a gidip reklam ve halkla ilişkilerde yoğun olarak çalışıyorlar. Basın yayın mezunlarından, üç beş kişiyi geçmiyor. Onlarda haber sektöründe, haber ajanslarında, televizyonda, haber merkezlerinde ya da gazetelerde çalışıyorlar. Bu çokta fazla olmuyor, beşi geçmez. Onun haricinde gazetecilik mezunu olan arkadaşların bir kısmı firmalarda halkla ilişkiler biriminde ya da iletişim danışmanı olarak görev yapıyorlar. İletişim mezunu olan arkadaşlarda genellikle firmaların iletişim danışmanlığını yapıyorlar ya da müşteri temsilciliği ile ilgili konumlarda çalışıyorlar. Sinema Televizyon, zaten onlar yapım yönetim ile ilgili İstanbul’ da yapım firmalarında görev alıyorlar diye biliyorum ben.
![]() -İnternet haberciliği konusunda uzmanlaşmış biri olarak, Eskişehir de internet medyasını nasıl görüyorsunuz?
İnternet haberciliğinde bizim temel sorunumuz, henüz Türkiye’deki internet haber siteleri kendi muhabir ağlarını oluşturamadıklarından haber ihtiyaçlarını ajanslara bağımlı yürütüyorlar. Ajanslara bağımlı olarak yürüttükleri içinde, bu türden haber yayını yapan şuanda 500 civarında site vardır, aynı haberi aynı şekilde ve aynı hatalarda görmeniz mümkün. Durum böyle olunca, biz bunu 1995- 1996 yılından bu yana söylüyoruz ki 2000 yılına kadar ajanslardan ya da ajanslara abone olunmadan bile kullanılıyordu. 2000- 2001 yıllarında Anadolu Ajansı bütün haber sitelerine “ Bizim haberlerimizi kullanırsanız…” şeklinde protesto çekti. Sonra zorunlu olarak ajanslara abonelik başladı. Şuanda mesela bir site, Anadolu Ajansı’na abone ise ve başında da bir editör arkadaş varsa o arkadaş kopyala yapıştır yapıyor ve sisteme koyuyor, o kadar. Yani bu, 2000 yılından bu yana haber sitelerinde kullanılan temel yöntemlerden bir tanesi. Yerel olarak baktığımızda da, işte siz Eshaber TV olarak bir emek sarf ediyorsunuz. Özgün haberler ortaya çıkartmaya çalışıyorsunuz. Sizin haricinizdekiler yerel gazetelerden tamamen devşirme haberler. Ama bir yerel haber sitesinin oluşması ve oturması için gazete mantığı ile çalışması, dolayısıyla kendi haber ajansını kurması gerekiyor.
Tabi haber siteleri şuanda reklam portföyü olarak efektif bir konumda olmadığından reklam pastasındaki payı büyütmek gerekiyor. Büyüttükten sonrada, o iş gücü itibari ile muhabir kadrosu barındırmak mümkün olacak. Barındırdığınızda zaten önünüzde kimse duramaz diye düşünüyorum.
Çünkü gazetelerin geleceği tehlikede! Yani internet karşısında on sene sonra gazeteler hangi fonksiyonda, hangi konumda olacaklar biz bilemiyoruz. Kestirimler var. İşte bu kestirimleri on beş senedir yapıyoruz. Gazeteler kalkacak mı? Ama görülen o ki artık gazeteler rağbet görmemeye başladı. İnsanlar artık internetten takip etmeye başladı. Şuanda Türkiye’de 22 milyon internet kullanıcısı olduğu tahmin ediliyor. Ama gazete tirajına baktığınızda ulusal gazete alan 5 milyon kişi var. Eskişehir’de ise internet yerel haber siteleri oluştuğunda, gazetelere olan talebin azalacağını düşünüyorum. Çünkü gelecek artık internette. Bunun artık eleştiri kabul eden bir boyutu yok. Sen T.C numaranı internete girdiğinde bankada ne kadar borcun var, trafik borcun ne kadar, emlak vergisi borcun ne kadar onları öğrenebildiğin gibi ailenin soy ağacını da çıkartabiliyorsun belli senelere kadar. Böylesine bir ortamda artık sen internete karşı direnç sergileyemezsin. Bankaya gitmeden faturanı ödüyorsun. Yani artık yaşamımıza öyle bir girdi ki, interneti yadsımamız mümkün değil. Zaten kimsede yadsımıyor. Herkes bir internet kafeye gidip, interneti kullanmasını bilmese de cafeciye “Evladım şu numaram ile benim vergi borcuma bir baksana” diyor. Toplayacak olursak, internet medyasının yaygınlaşması ile gazetelerin sonu geldi. Fakat yerel olarak baktığımızda internet medyası daha henüz etkinliğini sergileyebilmiş değil. Eshaber TV olarak siz bu konuda bir açılım sağladınız. Özveri ile üç beş arkadaş her işin başından tutarak böyle bir beklenen faydayı sağlayacağınızı ben umut ediyorum. Size de yayın hayatınız süresince başarılar diliyorum. İnşallah daha iyi, daha fazla reyting alan, hit alan siteler yapmanız, haber konuları üretmeniz konusunda da başarılar ve iyi çalışmalar diliyorum.
***
Bu güzel söyleşimizde Anadolu Üniversitesi Basın-Yayın Bölümü Başkanı olan ve aynı zamanda rektör danışmanlığı görevini sürdüren Prof. Dr. Halil İbrahim Gürcan, merak edilenleri bizlerle paylaştı. Yaklaşık üç saat süren röportajımızı güzel bir çay sohbet ile sonlandırdık.
Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|
![]()
|