|
SON DAKİKA
Tekinden Çarpıcı Açıklamalar!
Şimşek'in ağabeyine 'PKK' tuzağı!
Cumhur Başkanı Millileri unutmadı!
Alemleri Çalan Bulundu!
Mason İttihatçıların Gafletleri 2Hani Samurayların bir logosu vardır.Bir tarafı siyah bir tarafı beyaz.Bir taraf kötülüğü bir taraf iyiliği,doğruluğu simgeler.İşte İttihat ve Terakki de böyledir.Vatan aşkıyla yanıp tutuşan üyeler olduğu gibi madalyonun diğer tarafında bu vatanperverleri gölgede bırakan lanetli simalar da vardır.
Biz,bu yazımızda Cemiyetin işte bu karanlık yüzü üstünde duracağız.Alnında hainliğin damgası,göğsünde kahpeliğin nişanıyla nefes alıp,bastığı toprağı dahi iğrendiren alçaklara değineceğiz.
Enver Paşa,Kuşçubaşı Eşref,Mehmed Akif Ersoy gibi vatanperverlerin yanında çıkarı uğruna vatansever geçinen gafillerin sayısı da hafife alınmayacak kadar fazladır.Örneğin Bir dönem İttihatçılara liderlik dahi etmiş olan [!] ve bir çok genç subayı çıkardığı gazetelerle Sultan Abdulhamid Han aleyhine kışkırtan Mizancı Murat’ın Sultan Abdulhamid’in vad’ettiği makam karşılığında davasından nasıl vazgeçtiğini,taraf değiştirdiğini buyurun Kazım Karabekir’den dinleyelim.Kazım Paşa diyor ki hatıratında:
“Her gazetesini okuyuşumda Murat Beyi,kafamda bir vatanperver gibi daima büyüttüm.Ağabeyim de ona çok sena ederdi(…)Mektep arkadaşlarımdan biri gizlice kulağıma fısıldadı:
-Avrupa’ya kaçmış olan Murat Bey İstanbul’a gelmiş!
Bunu söyleyen samimi arkadaşıma önce inanmadım.O doğruluğunu,görenlerin şehadetile de temin edince kulaklarıma inanamadım.Hafta iznimde bu acı havadisi ağabeyime yetiştirdim.O da dudaklarını bükerek dedi:
-Ben de duydum,inanmadım.Fakat dün kendisine Bonmarşe’de rast geldim.Hocamızdı.Bana büyük teveccühü vardı ve beni iyi tanırdı.Bu sefer beni görünce başını çevirdi.Arkasından iki hafiyenin onu takip ettiğini görünce bu hareketini hoş gördüm.
Yeniden Bazı tevkifler başladı.Ve İttihad ve Terakki Cemiyeti son darbeyi yiyerek husufa uğradı.Artık Avrupa’dan bize gazeteler gelmez oldu. (…)”[1]
Sultan Abdulhamid Han din,devlet için çakallarla mücadele ededursun,O’nu anlamayan,büyük bir kinle İslam düşmanlarının ekmeğine yağ süren gafillerden Tevfik Fikret,Sultan Abdulhamid’e yapılan suikast sonrasında :
“(…)Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın! Attın... ama yazık ki, yazıklar ki vuramadın!(...)” demekten dahi çekinmemiş.O derece ileri gitmiştir.Bu noktada belirtelim ki Tevfik Fikret kendini aydın zanneden beyinsizlerden biridir.Ateistlik,masonluk ve Padişah aleyhtarlığı gibi nokta atışı özellikleri bünyesinde toplayan sayılı insanlardandır.Oğlu bile verdiği terbiye neticesinde okumak için gittiği İngiltere’de hristiyanlığı seçmiştir!
İttihatçılar,başlıkta da bahsettiğimiz gibi Misilsiz gaflet içindeydi ve Muhteşem İmparatorluğumuzun başını yemekten geri kalmadı.Vakit gelip çattığında amaçlarına ulaştılar ve Sultan Abdulhamid’i tahttan indirdiler.Sultan Abdulhamid’in hal edilmesinden sonra İmparatorluğumuzun başından felaketler eksik olmadı.Beğenmedikleri Sultan Abdulhamid’i mumla arar olmuşlardı.Hatta o derece ki Enver Paşa 1917 ‘de Eski Sultan Abdulhamid’in huzuruna çıkıp af dilemiş ve savaşın kötü gidişatını anlatıp kendisine akıl danışmak istemiş ve Ulu Hakan’dan şu cevabı almıştır :
-“Ah be oğlum savaşın başında bana gelseydiniz ya.. Size savaşı kazandırabilirdim!..”
İşte sadece bu olay bile beğenilmeyen Sultan Abdulhamid’in zeka ve tecrübesi ile İttihatçıların gafilliği ve acemiliği arasındaki farkı gözler önüne seriyor.
İttihatçıların yüzlerce melanetinden sadece bir kısmına yazımızda yer verebiliyoruz ve Bu Misilsiz gaflet uykusunu elimizden geldiğince sizlere anlatmaya çalışacağız.
Cemiyete bir çok masonu üye eden,İnsanları Abdulhamid Han aleyhine kışkırtan ve o yıllarda mühim roller üstlenen Dr.Nazım,Selanik’e giderken Bulgar eşkiyaları ile Osmanlı askerlerinin çatışmasına şahit olmuş hatta çatışmada yaralanan ve ölmek üzere olan bir Bulgar Eşkiyasını Tedavi ederek bir hainliğe daha imza atmıştır!.. Bu gerçekler gözler önüne serildiğinde bir süre vatan kimlerin elinde kalmış diye düşünüyor ve tüyleri diken diken oluyor insanın.
Bu sırada Kuşçubaşı Eşref Çöllerde dolaşıp İsyan hareketleri başlatıyor,Arapların az bir kısmından destek görüyor,Cemal Paşa gittiği her yerde cemiyetin şubelerini açıyor,Dr.Nazım yine sahneye çıkıp İzmir’deki ordunun içine fitne sokuyor,Gazetelerle Sultan Abdulhamid karşıtı fikirler ortaya atılıyor ve Bu İttihatçıların kimisi bilerek kimisi bilmeyerek Masonlara ve Siyonistlere oyuncak oluyor,Osmanlı’yı mat etme hayali kuranları sevindiriyorlardı.Bu vatanın evlatlarından bu kadar çaba,Otuz üç senedir anlaşılamamış olmanın verdiği hüzün,Masonların,Siyonistlerin bunca çalışmasından sonra Sultan Abdulhamid Tahtından bir noktada vazgeçiyor,hal ediliyordu.
Nihayetinde İttihatçılar gücü ellerine geçirdikten sonra Felaketlerle dolu bir maceraya bir avuç maceraperestin yüzünden bütün bir vatan sürükleniyordu.
Trablusgarp İtalyanlara Peşkeş çekiliyor,Kiliseler Kanunu çıkarılarak Balkan Devletleri’nin aralarındaki husumet giderilip birlik olmaları sağlanıyor,Cemiyetten olmayan herkes Bağdat,Yemen,Trablusgarp gibi uzak eyaletlere sürülüyor,İttihatçı olanlara makam mevki kapış kapış gidiyor ve meydan bu gafiller sürüsüne kalıyordu.
Trablusgarp Mevzusuna biraz göz atalım. “(…) İtalyanların tecavüz niyetleri öylesine bariz bir hal almıştı ki Sultan Abdulhamid Han,saltanatı yıllarında herhangi bir tecavüze karşı ordu yetişinceye dek gerekli müdafaayı yapabilmek üzere oradaki kuvveti ,iki batarya,topçu ve süvari alayı ve mühimmat ile takviye etmiş,Ayrıca başkatip Tahsin Paşa’nın hatıratında yazdığı gibi Trablusgarp’ın <Kuloğulları> ndan mahalli bir de milis teşkilatı vücuda getirmiştir.(…) Bu mahalli teşkilat ,bin iki yüz kişilik süvari ve beş bin kişilik iki piyade alayından teşekkül etmiş,bu tedbir yanı sıra vatanın muhafazası için halkın milli hisleri de,münasip vasıtalarla tahrik edilmiştir.” [2]
Sultan Abdulhamid İtalyanların niyetini anlamış ve önlemini almıştı.Ama bakalım İttihatçılar başa geçtiğinde Trablusgarp konusunda nasıl bir strateji izlemişler. “ <İttihad ve Terakki> diye anılan komite memleket mukadderatına hakim olduktan sonra,takip ettiği politika ile Kızıl Sultan (!!!) devrine ait ne varsa cümlesinin kökünü kazımış,bu arada Trablusgarp’taki <Kuloğulları> milis teşkilatını da dağıtmıştır!.. İttihatçılar,yalnız bununla kalmayıp,Trablusgarp’taki askeri ve mühimmatı da Yemen’deki isyan bahanesiyle Mahmud Şevket Paşa’nın arzusuna uyarak – sanki başka hiçbir kuvvet kalmamış gibi – Trablusgarp’tan alarak Yemen’e sevk etmişler.<span>İtalyanların tecavüz hazırlıklarından bahisle bu sevkiyatın durdurulması yolunda Trablusgarp Kumandanı’nın Harbiye Nezareti’ne yaptığı müracaatı duymamazlıktan gelmişler</span> ve böylece Turgut Reis’in yadigarı o toprakları askerden tecrid edivermişlerdir.(…)”[3] Daha sonralarda Sultan Abdulhamid’in adamıdır diyerek Trablusgarp Kumandanı’nı da oradan uzaklaştırmışlar ve yerine bir müddet kimseyi atamamışlardır!
Böylesine bir ihanet ve gaflette bulunan İttihatçılar bir büyük hata daha yapmış ve Osmanlı’nın balkanlardaki kolunu kesivermişlerdir.Tarihe <Kiliseler Kanunu> olarak geçen o rezaleti buyurun usta yazarların kaleminden öğrenelim.
“Kiliseler Kanunu,Bulgar Kilisesinin Rum Ortodoks Kilisesinden ayrılması dolayısıyla Bulgarlarla Rumlar arasında başlayan ve zamanla müzminleşen,hatta Fener Patrikliği’nin Bulgar Egzarhlığını aforoz etmesine kadar varan ihtilafı ortadan kaldırmış ve bu kanunla ihtilaflı kilise ve mekteplerin durumu nüfus nispetlerine göre tayin edilerek Yunan,Sırp ve Bulgarlar arasındaki anlaşmazlık ortadan kalkmıştır!..
Devlet idaresi nedir bilmeyen ve İmparatorluğumuzun o yıllarda içinde bulunduğu şartlardan haberdar olmayan İttihatçı gafillerin çıkardıkları bu <Kiliseler Kanunu> hazırladığı Balkan ittifakı ile ecdad yadigarı toprakların elimizden çıkıp gitmesini kolaylaştırmış ve İttihatçıların bu büyük gafleti,Balkanlardaki beş yüz küsür yıllık Türk Hakimiyetine son vermiştir!.. (…)Sultan Abdulhamid bütün saltanatı boyunca, İttihatçıların böyle bir hamlede ortadan kaldırıverdikleri Balkanlardaki ihtilaftan istifade etmiş ve yürüttüğü politika ile o bölgedeki unsurların ittifakına mani olmuştur!..
Balkan Harbi’nin o acı günlerinde Selanik’ten İstanbul’a getirilirken Damad Şerif ve Arif Hikmet Paşalarla konuşan ve gazete okuması dahi yasak edildiğinden o ana kadar olup bitenden haberi olmayan SultanAbdulhamid Han,Balkanlardaki unsurların ittifakını öğrendiğinde: <<Dört devletle nasıl harp edilir?Sefaretlerde elçiler,ateşemiliterler var,bunlar şimdiye kadar uyumuş mu? Dört devlet ittifak etmiş de bu olan biten işlerden haber alınamamış mı?Ben makamda bulunduğum müddetçe bunların arasına nifak ilkasına çalıştım.>> diyerek sakalını değirmende ağartmadığını ortaya koymuştur!..[4]
Bunca olaydan sonra bir büyük darbeye daha göz atalım.Sanırım okuyacağımız bu ihanetten sonra kafamızda pek de soru işareti kalmayacak.Balkan Savaşları’nda bir önemli mevzu daha vardır.O da <span>Balkanlardaki 120 Taburun bir hainin emriyle terhis edilmesi ve bölgenin korumadan yoksun bırakılıp işgale açık hale getirilmesidir. </span>
“(…)Rusya,Türkiye’ye Teminat veriyor.Balkanlar’dan Korkmayın,diyor;buna bizim Hariciye Nazırımız hemen inanıveriyor ve 120 taburumuz terhis ediliyor.<<Türklere karşı beslediği hisler şüpheli olarak tanınan Hariciye Nazırımız Gabriel Noradungiyan’dır ve Ermeni’dir bu şahıs,bu şahıs İttihatçıların memurudur! (…)” [5]
İşte böylesine derin bir gaflet uykusuna dalan ve oldukça geç uyanan İttihatçılar memleketin başına türlü belalar açarak harap ettiler,işleri kopma noktasına getirdiler .Trablusgarp,Balkanlar derken Devleti Birinci Dünya Savaşı’na sürüklediler ve 13 cephede hafızalardan silinmeyecek bir yaprak dökümü yaşattılar..
1 – Kazım Karabekir,İttihad ve Terakki Cemiyeti s.50-51
2-Mustafa Müstüoğlu,Yalan Söyleyen Tarih Utansın cilt 1 s.152
3-Mustafa Müstüoğlu,Yalan Söyleyen Tarih Utansın cilt 1 s.152
4 Mustafa Müstüoğlu,Yalan Söyleyen Tarih Utansın cilt 3s.206-207
5-Nazım Tektaş,Çadırdan Saraya Saraydan Sürgüne Osmanlı s.634
Haber Kaynağı: Halil İbrahim Başer
İlgili Haberler
|
![]()
|